27 Nisan 2010 Salı

Daho (Hollandaca "merhaba canım" :)

22.04.2010 tarihli defterime yazılan yazı...

Sevgili defterim;

Yani eskiden sevgilimin olan ama şimdi benim olmasına müsade ettiği defterim.Her şeyini paylaşırmış sevgilim benimle, öyle diyor :P, tamamen yalan...
Bugün, hayatımda yapmayı çok istediğim bir şeyi yapıyorum. Macera başlasın, seyahatler devam etsin inşallah.
İnşallah kurdeleyi kesmişimdir, inşallah güzel bir başlangıç olur ve devamı gelir. Sevgilimin uğurlu sayısının olduğu bugün (belirtmemi istedi) Hollanda' ya gidiyoruz. Pembe kotum ve pembe amblemli New Balance' larım içimdeki pembeliğin belirtisi. Oldukça badireli bir vize sürecinden sonra, yalnızca 5 gün vize veren konsolosluk yetkililerine selamlarımı iletiyorum. Her neyse, aldık çok şükür. Yanardağ bile patladı, düşün artık.
Şu anda uçakta Sofya civarlarındayız. Önce kitap okumak istedim ama yanımda bir çocuk olduğunu unutmuşum :) Kıpır kıpır, bir kitap bile okutmadı bana. En son taktiği şarkı söylemek. Hayatımda böyle mırıl mırıl şarkı söylediğini de duymuşluğum yok. Kızdım ona :) Ama içimden güldüm. Çünkü çok komik. Öyle çocuk gibi ki, oynamak istemediği telefon oyununu "çirkin" olarak nitelendiriyor :) He hee :)
Şimdi de kıpır kıpır yemek yolu gözlüyor :)

Dün 2 defa yaptığım Taksim yolculuğumda, geçtiğim yerlerin bende bıraktığı izleri gördüm. Tıpkı yukarıdan kendini seyretmek gibi oldu. Ya da kameraya çekilmişiz de, kendimi seyrediyormuşum gibi...
Mesela Garanti' nin eğitimi sırasında kaldığımız otel, eğitim arkadaşlarım, akşamları gittiğimiz mekanlar. Önlerinden geçerken, sanki hepimiz oralardayız, ben dahil...Ama kendimi dışarıdan da seyredebiliyorum.
Bi Buçuk, mmmm bayılıyorum orda kanat+bira olayına girmeye. Her zaman bana 2005 yılını anımsatıyor. Ve daha bir çok mekan...Sanki hala oralardayım...

İzmir mesela, ne zaman Pinhani dinlesem, İzmir' e gitmiş gibi oluyorum. Ve anılar, geçen güzel günler. Aynı şekilde, bahar kokusu demek, arkadaşlarım demek.
Geçen gün, parkta yürürken, yerde açan minicik kır çiçeklerini gördüğümde derhal çocukluğuma gidip, annesinin minik kızı oluverdim. Annem ve ben aynı elbiseden giymişiz... (annem ikimize aynı dikerdi :)
Çiçekleri topluyorum anneme, bir süre elinde taşıyıp, sonra bıkıyor taşımaktan. Küsüyorum her zamanki gibi attığına. Ama sonra, tekrar tekrar ona çiçek toplamaya devam ediyorum. Gözlerimden pıt pıt yaşlar düşüyor, çiçek toplayan minik Nihan' ı uzaktan seyrettiğimde... Kalbimin fonunda, "When I was just a little girl, I ask my mommy, what will I be? Will I be pretty, will I be rich?" çalıyor...

Ve mesela, Metallica demek, abim demek. Abim demek, uzaklar demek...Herkes coşar ya Metallica' da, ben ağlarım...Abim headbang yapıyor karşımda. Bu duygunun da bir kokusu var...

"Nihan' sın dideden" demek, babam demek...Kokusu güzel, sıcak, duygulu...Her dinlediğimde karşımda babam söylüyor şarkıyı...

"Could I have this kiss forever" demek, sevgilim demek...Bu koku, bebek kokusu, pudra kokusu, aşk kokusu...Düğünümüz, ilk dans, abimle ablam karşımda, bana sevgiyle bakıyorlar. Titriyorum. Dedem kaptı kolumu :) Ablam ağlıyor...Ah! Bu duygu çok güzel...

Şimdi bu yolculuğuma ait duyguyu hatırlamak için Momo' yu okuyorum. Michael Ende' den...
O, en sevdiğim Momo. Momo' da Hollanda kokusu olsun. Anlaştık mı? Anlaştık. Ben şimdi yemek yiyeyim.
Öptüm.

22.04.2010

14 yorum:

Primarima dedi ki...

Ama ben bayıldım bu defter yazısına :)

Nihan dedi ki...

E bende sana bayılıyorum, nolacak şimdi :))

BEBEK ATÖLYESİ dedi ki...

Nihancım nede güzel yazmışsın .. özlemişim valla..ben senin sayfanın müdavimi olmuşum haberim yokmuş.. hoşgeldin :)

Nihan dedi ki...

Tatlı Banucuğum :)
Çok teşekkür ederim, hoş buldum :)
Öperim yanacıklarından :)

Robin Goodfellow dedi ki...

aa ne oldu be bana sonuna doğru duygu seli oldum :/

Nihan dedi ki...

He hee, canım benim, hasta olmuş Ayşegülüm, gel sana çorbalar yapayım ben :)

Dudu dedi ki...

Anlat anlat bakalim nasil gecti? Begendiniz mi bizim buralari :) Sansiniza havalar da cok guzeldi son gunlerde. Bi de yaa ben Daho'yu anlayamadim :))

Damlo dedi ki...

yaa geldin mi anlamadı ben. momo merakım da tavan yaptı. geldiysen 3 kere momo de :D

Stil Direktoru dedi ki...

Gelir gerisi sen dert etme, bak ne güzel bir yazı olmuş bu kuzum. Bende ancak geldim biliyorsun durumları, yeni bakıyorum bloglara. Tatil olsa hayat keşke, diğer konu da da şeker bizler fidanın güller açan dalıyız :) diyorum tatlıya bağlandığı için mevzu da öpüyorum sizleri kuzular :)

Nihan dedi ki...

Dudu, bilmiyorum yazılışını tabi, konuşma şekliyle söyledim :)
Gerçekten şansımıza hava güzeldi.Çok beğendim, en çokta medeni yaşama hasret olduğumuz için, aklım o sakinlikte kaldı :)

Damloo, geldim geldim :)
Dur sakın alma Momo' yu sen.

Edacım, teşekkürler.

bokbocesii dedi ki...

Niyaaan ..ama cok guzel olmus buuu.Kestik kurdaaleyi , kestik ;)

Nihan dedi ki...

Kestik di mi Sinoş' um :-)

Dudu dedi ki...

doei diye bisi var. duuyy diye okunuyor onu mu diyorsun acaba? :) ne tuhaf bir dil degil mi? bize cok yabanci, hic alisik olmadigimiz sesler:)

Nihan dedi ki...

Duducum günaydın, yok dag diye yazılıyormuş bu, dah diye okunuyormuş, daho dendiğinde de canımı eklemiş gibi oluyormuşsun. Herkes birbirine daho diyor, hatta otobüs şoförüne merhaba canım denmesi çok komiğimize gidiyordu. Geyik yaptık eşimle, biz burda şoföre "merhaba canım" desek, bıyıklarını sıvazlar, sen gel bakalım bizimle arkaya :)))